GÖREME’DE GÖRDÜĞÜM

GÖREME'DE GÖRDÜĞÜM
 
          Nevşehir'in farklı bir toprak yapısı ve iklimi var.
Başınızı kaldırıp nereye baksanız, çevrenizde farklı tabiat şekilleri ile karşılaşırsınız. 
          Dağların yamaçları, rüzgâr, yağmur ve karın şekillendirdiği (peri bacaları denilen) sfenkslerle dolu. Tabiî ki bu kolay işlenebilir taşlara insan eli de değmiş.             
          Mevcut mağaraların çoğu, insan eliyle restore edilerek yerleşim merkezi hâline getirilmiş.
          Vaktiyle, putperest Roma imparatorlarının zulmünden kaçan Hıristiyanlar bu mağaralarda yaşamış, yer altı şehirleri kurmuşlar…  Buraya kadar her şey normal ve bu turistik bölge gerçekten de görmeye değer. Ancak burada beni ciddi şekilde rahatsız eden bir gözlemim oldu ki, asıl anlatmak istediğim de bu: 
 
          Yerli ve resmî misyonerler 
          Kültür Bakanlığı'nın işlettiği meşhûr Göreme, putperest Romalılar döneminde işkence ve ölümden kaçan Hıristiyanların eğitim merkezi olmuş. Burada yedi büyük ve çok sayıda küçük kilise var. Yedi büyük kilisenin her birinin bir papazı varmış ve talebelerine Hıristiyanlık öğretiyormuş.
          Bütün bunları, kiliselerin tavanlarındaki resimleri (fresk) en ince detaylarına kadar anlatan resmî görevliden (turist rehberi) öğreniyorum.  Dünyanın her yerinden turistlerin akınına uğrayan bu merkeze, tabiatıyla her dinden (ve dinsiz) insan geliyor. Bizim yerli turist rehberleri ise Hıristiyanlığı, kiliselerin tavanlarındaki fresklerden öylesine detaylı anlatıyorlar ki –tabirimi mazur görün- papazlar halt etsin! 
 
          Benediktus'tan daha çok etkililer 
          Kendini bilmez Katolik Papa Benediktus bir konuştu, bütün İslâm dünyasını ayağa kaldırdı. Papa'nın bu konuşmasından Hristiyan âlemine fayda yerine zarar geldiği ortada. Çünkü, Danimarka'nın karikatür skandalında olduğu gibi, bu tür kin ve düşmanlık kokan söz ve fiiller olsa olsa Müslümanların uyanmasını, özüne dönmesini sağlar.
          Ancak Göreme'deki turist rehberleri Hristiyanlığa hizmette muhakkak ki Papa Benediktus'tan daha etkililer. Zira, Benediktus'a herkes kızıyor ama benzer sözleri tekrar edip duran turist rehberlerine kimse kızmıyor. 
          Şimdi diyeceksiniz ki, "O kimsenin mesleği bu, anlatmasın da ne yapsın?" 
          Evet, elbette meslekleri bu; hem de câzip bir meslek; ancak, bu kimseler Hıristiyanlığı olduğu kadar, hatta daha fazla İslâmiyeti doğru şekilde öğrenmeli ve mesleğini icra ederken küfre düşmekten sakınmalıdır. Freskleri anlatırken de, bu bilgileri yüzde yüz doğru imiş gibi içtenlikle anlatmak yerine, "şöyle söyleniyor, böyle deniyor" demeli ve arada doğru bilgileri
          – Meselâ İsa aleyhisselâmın ölmeyip, Allahü teâlâ tarafından diri olarak göğe kaldırıldığını- söylemelidir. 
 
          Karanlık Kilise'de ipler koptu! 
          Rehberimizin Göreme'de gezdirdiği son mekân Karanlık Kilise oldu. Söylediğine göre burası güneş görmediği için Karanlık Kilise adı verilmiş ve güneş görmediği için tavanındaki resimler de bozulmadan bugüne kadar gelmiş. Bakanlık da zâten burayı görmek isteyenden ikinci bir ücret alıyor.
          Rehberimiz tavandaki freskleri yine öylesine candan anlatıyor ki, iyice ruhum sıkıldı ve artık dayanamadım; dedim ki:
          "Bütün bu saçmalıkları kesin doğru bilgiler gibi anlatman yanlış. Bunlara artık Hıristiyanlar bile inanmıyor. Hiç olmazsa bunların mitoloji, efsane, rivayet olduğunu söylemelisin. Din bilgisi zayıf olan bir Müslüman senin bu anlattıklarından etkilenebilir. Sen burada düpedüz Hıristiyanlık propagandası yapıyorsun. Ayrıca buraya Japon, Koreli gibi Hıristiyan olmayan milletler de geliyor. Sayenizde onlar da Hıristiyanlığı öğreniyor. Misyonere ne hâcet, siz onların işini üstlenmişsiniz…" deyip kendimi dışarıya attım. 
          Genç rehber, söylediklerimi büyük bir olgunlukla karşıladı ve peşimden gelerek, bunu mesleği icâbı yaptığını söyledi. Ben de bu stratejinin yanlışlığını, Kültür Bakanlığının Hıristiyanlık propagandasına âlet edilmesinin kabul edilemez olduğunu söyledim… 
          Göreme'de gördüklerim elbette bundan ibâret değil. Son derece misâfirperver Anadolu insanının sıcaklığını hissettim ve fevkalâde güzel mekânlarda dolaştım.  
          Asmalı Konak'ı bile gezdim. 
          Üzümünün tadı ise hâlâ damağımda… 
 
Sefa Koyuncu BHD Haber - 01 Ekim 2006